Tahammülsüzlük

Bugün size, bir okuyucumuzdan gelen bir mektubu aktaracağım. Metnine hemen hemen dokunmaya hiç ihtiyaç duymadık. Buyrun birlikte okuyalım. (Bunu medeni ve laik olduklarını ileri süren herkese ithaf ediyorum. Ülkeyi getirdikleri noktayı zevkle seyretsinler diye…)

* * *

Yer: Feneryolu Gazi Muhtarpaşa Korusu

Tarih: 11 Haziran 1994

Olay: Tahammülsüzlük

Feneryolu bugünlerin lüks semti…

Çok değil 20 yıl önce yeşillikler içinde 1‑2 katlı evleri, ahşap köşkleri, tertemiz havası ve çevresi ile orta halli efendi insanların yaşadığı sakin bir belde idi.

1970’li yıllarda başlayıp, 80’li yıllarda azmanlaşan betonlaşma ile kazanılan olağanüstü rant, bu beldeyi 20 yıllık bir zaman dilimi içinde tanınmayacak kadar değiştirdi.

Değişen tabii ki sadece çevre olmadı… Yapılarla birlikte insanlar da değişti… Artık değil mahalle sakinleri, aynı apartmanda yaşayan insanlar bile birbirini tanımaz selamlaşmaz olmuşlardı.

Yaşadığı müthiş değişimi kısaca özetlediğimiz bu semtte bir koru var. Gazi Muhtar Paşa Korusu…

Yeşil katliamından nasıl olduysa kurtulabilen küçük bir çamlık… Feneryolu’nda büyüyüp de bu koruda takılmamış genç yoktur.

Apartmanlar yükselip semt birbirine yabancılaşmaya başlayınca, mezbeleliğe, şarapçı yuvasına dönmüştü. Daha sonra Turing kurumu bu tarihi koruyu restore edip şık bir çayhane haline getirdi.

İşte benim anlatacağım olay da şimdiki adı Kamelye olan bu tarihi koruda geçiyor.

Feneryolu’nda eskilerin “Hacıanne” diye tanıdığı nur yüzlü bir hanım vardır. yaşı 80’e merdiven dayamasına rağmen dinçtir. Hayatını insanlara islamı öğretmeye vakfetmiştir. Yüzlerce kadın onun talebesidir.

Bir çok hanım, ilerlemiş yaşına rağmen Hacıanne ile tanıştıktan sonra islama gönül vermiş, Kur’an‑ı Kerim öğrenmştir.

Hacıannenin o gün yaşlı bir misafiri vardır. Misafirini alıp koruya götürür… Çamların altında birer çay içip sohbet etmektir niyeti…Aynı kamelye’de bir grup kadın daha vardır. Ama bu kadınlar Hacıanne ve misafirine hiç benzememektedir. Özellikle de kıyafetleri ile…

Çünkü Hacıanne ile misafiri tabii ki başörtülü ve pardesülüdür. Onlar hala bizi ayakta tutan eski değerlerin yaşayan anıtlarıdırlar. Başörtüsünü, laiklerin iddia ettikleri gibi prapaganda malzemesi yapan gençlerden de değiller.

Diğer gruptaki kadınlar ise (60 yaşın üzerinde görünmelerine rağmen) şortlu, askılı elbiselidir. Yanlarında bir de köpekleri vardır… Üstelik buraya köpekle girmek de yasaktır.

Hacıanne ile misafiri bu insanlardan rahatsız değiller. Ama nedense bu çıplaklık duvarını aşmış et yığınları bu iki ahiret dostundan rahatsız olurlar. Garsonu çağırıp  “Bunların ne işi var burada” diye sorguya çekerler…

Üstelik rahatsız olduğu nur yüzlü kadın ile misafiri semtin yerlisi. Şikayetçiler ise birkaç yıllık semt sakinidirler…

Garson kızarır bozarır… İçinden neler geçtiğini Allah bilir… Ama bu iştir. Edebini bozmadan “Efendim burası halka açık bir yerdir. Herkes gelebilir…”  cevabını verir.

Garson masadan ayrılır. Kendi aralarında konuşmalarından koyu birer laik ve demokrat bozuntusu oldukları anlaşılan köpekli grup bu cevaptan hiç memnun kalmazlar…

İşte size laik tahammülsüzlüğün, çağdaş yobazlığın bir örneği. Asıl kafası örümceklenmiş, basireti körelmiş kimlerdir görün. Bu bir inkarcılık karanlığından başka ne olabilir?

Peşesine dokunulmaması için sırtında mermi taşıyan ninelerden, örtüsünü mukaddes bir emanet gibi yücelten bacılardan geldiğimiz noktaya bakın. Laiklik adı altında yobazlık yapanların memleketi sürükledikleri yere bakın. Yaşlı mütesettire bir piri faniye tahammül edemeyen bu godoşlara yıllardır tahammül gösteren dindarların yüceliğini anlıyorusunz değil mi?

Hacıanne de belki şortla gelse idi, veya en azından başını örtmeseydi, bu sarkık etli, buruşuk derili teşhirci laikler hiç rahatsız olmayacaklardı.

Allah bunları islah etsin”

* * *

Bize gelen mektup böyle (Adresi bizde mahfuz)… Bizim ekleyecek bir şeyimiz yok ama. bir davetiyemiz olacak:

 Bu semtte oturan bütün güzel insanları, dindar ve hamiyetperverleri, bu koroluğa sıklıkla gitip oturmaya, günlük yorgunluklarını burada atmaya davet ediyorum.

Bu da bir tür eldeki hakların savunulmasıdır ve demokratik zeminde hak mücadelesidir. Biraz da ruhları kararmış bu yarasalar rahatsız olsunlar…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

“Tenkitte ölçü”nün aşırılıkları (1)

22-23 Ekim tarihlerinde kaleme aldığım “Şanssız bir dâvâ adamı; Bediuzzaman” başlıklı yazımız, ya gerçekten maksadı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Twitter

Yarın Ümraniye Kültür ve Sanat Merkezi’nde “Gelecek Yüzyıl Nasıl Yapılanacak?” konulu konferansımız vardır.
• • •
#MehmetAliBulut

Bunu yapmayı göze alan bir insan, dünyada huzurlu yaşamayı talep edebilir mi. Ben bunlardan doğacak çocuklara acırım. Kim bilir ne büyük zulümlerle(!) karşılaşacaklar. Sonra da bu bela nereden geldi diyecekler. Kader ha.İşte kader böyle yaz(dır)ıyor.

Bugün 6. Osmaniye Kitap Fuarındayız…📚

Tüm kitapseverler davetlimizdir. 🤗
@HayatYayinlari

#HayatYayınGrubu #OsmaniyeKitapFuarı #KitapFuarı #İmzaGünü #HayatYayınları #gençhayatyayınevi

"Muhammed Mustafa" âlemde, has bir isimdir. Anıldığında elimiz tazimle göğsümüze gider. Millet o yüzden evladına MEHMET demiş. Karıştırılmasın diye.. Ve bir isim analisti olarak maalesef adı MUHAMMED veya Muhammet Mustafa olan 100 kişiden üçünü bile o zata(asv) yakışır görmedim.

Load More

Facebook

[custom-facebook-feed]